Əlif Şəfəq. Sənətçidən siyasətçi olurmu?

Elif Şafak


SANATÇI SİYASETÇİ OLU MU?

Sene biterken, Vaclav Havel’in vefat ettiği haberi düştü ajanslara. 75 yaşındaydı.

Oyun yazarı, şair, muhalif, insan hakları savunucusu, demokrat, iflah olmaz sigara tiryakisi, ayrıksı, sanatçı ve siyasetçi; yan yana görmeye alışkın olmadığımız sıfat ve tanımları bir bünyede buluşturan adam, gözlerini yumdu.

Tam 14 sene boyunca siyaset koltuğunda oturan, 19 edebi esere imza atan, tüm dünyada Çek kültürünün simgesi olarak bakılan Havel, sıradışı bir politikacı olduğu kadar kendi kuşağının en aykırı seslerinden biriydi.

Dünyanın dört bir yanından liderlerin katıldığı cenaze törenini, vaktiyle onunla aynı hapishanede, aynı hücrede kalan bir din adamı yönetti.

Cenazesi ahir ömrünün dalgalanmalarının bir özeti gibiydi. Sanatçıdan siyasetçi olur mu? En duyarlı noktası “bireyin hakları”nı korumak olan bir entelektüelden, vazifesi “devletin bekası”nı kollamak olan bir bürokrat çıkar mı?

Sair adam devletin en yüksek kademesindeki koltuğa oturur mu? Peki muhalif biri muktedir olabilir mi?

Kenarda duran, kenarda kalan, merkeze yerleşebilir mi? Sıradışı bir birey iken bir insan geneli ve ortalamayı temsil etmeye başlayabilir mi? Ederse değişir mi?

Değişirse, eski ilkelerine sadık kalabilir mi? İktidar sahibi olmak (hangi alanda olursa olsun) insanların aykırılıklarını, çılgın yanlarını ve dahi hayallerini törpüler mi?

Biz mi değiştiririz kurumları yoksa kurumlar mı bizi şekillendirir usul usul, çaktırmadan? Sahi değişimin ne kadarı iyi ve hayırlı, nereden sonrası “fazla” sayılır? Bir cevabı var mı?

Havel’in kişiliği ve çelişkileri tüm bu çetrefil sorulara ayna içinde ayna tutar gibi... Kabına sığmayan, renkli bir siyasetçiydi Havel. Dalai Lama ile yan yana oturup saatlerce meditasyon yapan bir lider.

Bill Clinton ile caz kulüplerinde müzik dinleyen, müzik yapan bir lider.

Mick Jagger ile sohbet edebilmek için yolunu değiştiren, protokolü aksatan bir lider. Seçilir seçilmez, başka devlet adamlarından evvel, Frank Zappa gibi müziğin en uç, en uçuk, en şahane isimleri tarafından ziyaret edilen bir lider. Belki de etrafındaki efsane ile Havel’in kendisi arasında bir uyuşmazlık vardı. Zaman zaman kendi de yakınırdı bu durumdan.


Bir söyleşisinde, ister istemez bir masal kahramanına dönüştüğünü, artık kendisinin dahi bu kahramanı tanıyamadığını itiraf etmişti.

Onun gibi hikâyeler kurmaya, hayaller üretmeye alışkın birinin, kendi ismi etrafında dönen hikâye ve hayaller karşısında afallaması bana hep ilginç geldi.

Havel her türlü totaliter düşünceye karşıydı ve hep öyle kaldı. Sosyalizmle de komünizmle de yıldızı barışmadı. 1978’de çok ses getiren bir makale yazdı.

“Güçsüzlerin Gücü” ya da “Erksizlerin İktidarı” diye çevirmek mümkün başlığını. Bu makale illegal yollardan çoğaltılarak elden ele dolaştı dönemin Çekoslovakya’sında. Pek çok edebiyatçı gibi Havel’in de başı otoritelerle belaya girdi.

1970’te devlet televizyonlarında “vatan haini” olarak damgalandı, kitapları yasaklandı. 1977’de insan hakları bildirgesine imza attıktan kısa bir süre sonra tutuklandı, yargılandı ve 3 ay hapis yattı. Çıktı, muhalefete devam etti.

1979’da yeniden tutuklandı, bu sefer 4.5 sene hapis yattı. Onu bu kadar yıpratan, hırpalayan ülkesinden ayrılmak için defalarca fırsat geçti eline, yapmadı, yapamadı. Seneler sonra aynı ülkeye devlet başkanı olacaktı. “Hakikat ve muhabbet, yalanlara ve nefrete ağır basacak bir gün” derdi Havel.

Bu slogandan dolayı çok da eleştiri aldı. Onu gereğinden fazla romantik, nahif ve çocuksu olmakla eleştirdiler. Umursamadı. Sonuna kadar çocuk, nahif ve romantik kaldı.

Aynılaşmanın tehlikelerine her fırsatta dikkat çekti. Devletin de muhalefetin de farklı ve karşıt fikirlere açık olması gerektiğine inandı.

Dünya ayağa kalktı 1980’lerde yeniden tutuklandığında. Hapiste zatürree olunca serbest bırakıldı. Derken Berlin Duvarı yıkıldı. Taşlar yerinden oynadı.

Yeni yapılanmada Havel muazzam bir rol oynayacaktı. Demokrasi, insan hakları, sivil toplum ve azınlık hakları için uğraştı. Avrupa’da bile ne yazık ki kimsenin pek umursamadığı “Çingenelerin hakları” için verdiği uğraş takdire şayandı. “Bir ömür boyu muhalefetteyken inandığım idealleri şimdi iktidardayken hayata geçirmek ne zor” diyecek kadar samimiydi kendi açmazlarını görmek ve göstermek hususunda.

Sadece sanatçılar, edebiyatçılar değil, dünya kamuyu onu çok sevdi, önemsedi. Kimbilir belki kendi ülkesinden ziyade uluslararası arenada sevildi, iz bıraktı. Vaclav Havel, sanat ile siyaset arasındaki o incecik buzdan çizgide yürüyen bir dengebaz, kelimebaz, cambaz idi. Biyografisini okumalı muhakkak...

Habertürk