Keçid linkləri

logo-print
2016, 03 Dekabr, şənbə, Bakı vaxtı 00:00
Əlif ŞƏFƏQ


Amerika"dan bakınca türban tartışması


Washington da gayet sempatik ve kalabalık bir kitabevinde düzenlenen edebiyat okumasında Amerikalı ve Türk okurlarla buluşuyorum bu hafta.

İçlerinde Türkiye ye ve İstanbul a hayran, hatta Türkçe öğrenmeye çalışan Amerikalılar da var, Türkçeyi ancak çatpat konuşabilen, burada doğmuş, Türk asıllı Amerikalılar da. Seyirciler her yaştan, her meslekten olmakla beraber genç kadınların sayıca fazla olması hemen dikkatimi çekiyor.

Edebiyat, sanat ve kadın konuşuluyor ağırlıklı olarak. İzleyenler bu çerçevede çeşitli sorular yöneltiyorlar. Ancak soru dönüyor dolaşıyor gene o mesele ye geliyor. O mesele, yani türban ...

Amerika da katıldığım her edebiyat etkinliğinde er ya da geç seyircilerden aynı sorunun gelmesine alıştım artık.


Ataerkil toplum ve kültür nedir, nasıl işler, hepimizi nasıl biçimlendirir, kızlarımızı nasıl ezik ve ürkek hale getirir, bunları konuşalım.
Hep o soru, yani "Türkiye deki türban tartışmaları". Türkiye nin nevi şahsına münhasır bir ülke olduğunu söyleyerek cevaplamaya başlıyorum her seferinde. Genellemelerden, kaba kategorilerden uzak değerlendirmek gerektiğini vurgulayarak.

Müslüman dünya konusunda tek referansı İran olan, İslamiyet dendi mi ya yekpare ve durağan bir blok ya da köktendincilik gibi aşırılıkları anlayan, meseleye kutuplaşmacı ikilemlerle yaklaşan ortalama Amerikalıya nasıl anlatmalı türban meselesini?

Daha biz kendi kendimize bile tam olarak anlatamıyorken üstelik? Daha biz kendi kendimizi bile tam olarak anlamıyorken?

Duygusal bir milletiz. Çabuk kızıyor, çarçabuk küsüyoruz. Dinlemeden yargılıyor, anlamaktan çok anlatmaya önem veriyoruz.

Oysa şu anda (ve aslında daima) ihtiyacımız olan temel şey sakin bir üslupla birbirimizi dinlemek, anlamaya gayret etmek ve daha fazla empati, empati, empati.

Tartışmanın taraflarının sıklıkla unuttukları son derece başat bir nokta var: Aralarındaki görüş ayrılıkları ne olursa olsun, her biri ve her birimiz, aynı kültürel ve toplumsal ve manevi bünyenin parçaları, uzuvları, renkleriyiz.

Beraber yaşamayı öğrenmek ve önemsemek için bundan başka bir sebebe ihtiyaç olabilir mi? Kadınlara düşüyor şu an en büyük rol. Karşılıklı olarak. İki yönlü bir yol bu.

Bugün Türkiye de başı açık kadınların, başını kapatan hemcinslerinin kırgınlıklarını, hüsranlarını anlamak için bir adım atmaları şart. Keza başı kapalı kadınların da başı açık kadınların kaygılarını, endişelerini anlamak için bir adım atmaları gerekli.

Birinci kesimdekiler şunu görmeliler: Üniversite çağına gelmiş bir insan artık reşittir. Kendi kararlarını kendisi verebilir. Eğer tercihini başını örtmekten yana kullanıyorsa, bu onun hakkıdır ve yasakla engellenebilecek bir durum değildir.

Türkiyə - islamçıların Ankarada Konstitusiya Məhkəməsi qarşısında etiraz aksiyası. Onlar universitetlərdə baş örtüyünə icazə verilməsi qərarının məhkəmədə qüvvədən salınmasına etiraz edirlər. 6 iyun 2008
Öte yandan ikinci kesimdekilerin de şunu takdir etmeleri önemli: Türkiye de laikliğin zedelenebileceğine dair yükselen kaygılar hafife alınacak bir unsur değildir. Asılsız, tabansız değildir. Bu korkuyu, kaygıları besleyen dinamikleri anlamak lazım.

Kısacası hem başı kapalı kadınların hem başı açık kadınların birbirlerine empatiyle yaklaşmaları elzem. Peki nasıl gidereceğiz karşılıklı beslenen ve bileylenen önyargıları? Bir araya gelerek.

Birbirimizi daha fazla dinleyerek. Anlamaya gayret ederek. Ve en önemlisi, birbirimizi ötelemeyerek, ötekileştirmeyerek.

Yoksa ipleri germek, kutuplaşmak, ha bire birilerini karalamak, kendine benzeyen insanlar arasında biz ve onlar ayırımı yapmak kolaydır. En kolay yoldur.

Oysa zor olan bu tür ayrımları yapmayı reddederek insanlara cemaatler ya da kütleler gözüyle değil, bireyler olarak bakmaktır.

Yani ister başı açık ister başı kapalı olsun her kadına tek tek birey olarak bakmak. Bunu yapabiliyor muyuz? Her birimizde gizli kainat. Eşref-i mahlukat. Her birimiz kainatın aynasıyız.

Türban meselesi öylesine kaplamış ki gündemimizi, başka bir açıdan konuşamaz olduk.

Oysa bugün hâlâ kızlarımız on dört-on beş yaşında, yani daha henüz çocuk yaştayken evlendiriliyorsa, okuldan alınıyorsa, evlendirilip aşrı aşrı memleketlere tek başına gelin gidiyorsa, henüz reşit olmadan anne oluyorsa, evcilik oynarcasına bebek büyütmek zorunda kalıyorsa, elalem namusuna laf etmesin diye sokakta başı önünde çekinerek yürüyorsa, tecavüzcüsüyle evlendiriliyorsa, namus cinayetlerine kurban gidiyorsa, çevre ve aile baskısıyla yaşamak durumunda kalıyorsa, kısacası bugün hâlâ cinsiyet ayrımcılığı diye bir şey varsa, bu durum türban tartışmalarına filan indirgenemez, bağlanamaz.

Onun ışığında anlatılamaz. Biz kadınlar oturup ataerkilliği konuşalım.

Ataerkil toplum ve kültür nedir, nasıl işler, hepimizi nasıl biçimlendirir, kızlarımızı nasıl ezik ve ürkek hale getirir, bunları konuşalım. Takıldık kaldık bir türban tartışmasına. Çıksak, çıkabilsek keşke bunun dışına.

2008
http://www.elifsafak.us/yazilar.asp?islem=yazi&id=627

Günün bütün mövzuları

XS
SM
MD
LG